27.Bölüm


27. BÖLÜM
- Dervişten birşey sormamak daha iyidir. Çünkü ona bir-şey sorman, âdeta onu
kışkırtman, yalan icad etmeye zorlamandır. Neden mi? Çünkü ona, bedenine bağlı biridir soru soran. Ona
da bu soruya cevap vermek gerek. Gerçeği söyleyemez; çünkü dinleyen kabul etmez; o kişiliğin ağzıdudağı,
bu çeşit bir lokmaya lâyık değildir. Şu halde ona, anlayışına göre bir yalan cevap uydurmak gerek
ki çekilip gitsin. Dervişin söyleyeceği her söz de gerçektir, yalan değildir hani; fakat o soruya verilmesi
gereken cevâba, kendince söz denecek söze, gerçeğe karşı o cevap, yalan sayılır; duyanaysa doğrudur,
doğrudan da üstündür.
Dervişin birinin bir yamağı vardı. Onun içir birşeyler derer-devşirirdi. Günün birinde derip- devşirdiği
şeylerle dervişe yemek getirdi. Derviş yedi, yattı. Geceleyin düşü azdı. Bu yemeği kimden aldın, getirdin
diye sordu. Yamak, güzel bir kız verdi bana dedi. Derviş, vallahi dedi yirmi yıldır, düşüm azmamıştı. Bu,
onun verdiği yemekten oldu.
Böylece dervişin de çekinmesi, herkesin lokmasını yememesi gerektir. Çünkü derviş lâtiftir, herşey
tesir eder ona, herşey görünür, belirir onda. Hani temiz, ak bir elbisede azıcık bir karalık olsa hemen
görünür ya... Onun gibi. Amma bunca yıldır, pislikten kararmış, aklığı karalığa dönmüş kap-kara bir
elbiseye binlerce çeşit yağ damlasa, bu elbisede binlerce çeşit kir-pas bulunsa, halka da görünmez, o
elbiseyi giyene de. Mâdemki iş böyle, dervişin de zâlimlerin, haram yiyenlerin, bedenine tapanların
lokmalarını yememesi gerek. Çünkü, o kızın lokmasından dervişin nasıl düşü azdıysa bu çeşit adamların
lokması da dervişe tesir eder, o yabancı lokmanın kötü, bozuk-düzen düşüncelere dalar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

20.Bölüm

Son Söz

11.Bölüm