47.Bölüm


47. BOLÜM  - Şükretmek avlanmaktır, nîmeti bağlamaktır. Şükür sesini duydun mu nîmetin
çoğalmasına hazırlan. «Tanrı bir kulu sevdi mi sınar, belâlara uğratır.» Sabrederse onu seçer, şükrederse
de akrânı arasında seçkin bir hale getirir onu. Kimi kullar vardır, kahrı yüzünden şükrederler. Tanrıya; kim
kullarda vardır, Lûtfu yüzünden şükrederler Tanrıya; bunların herbiri de hayırlıdır; çünkü şükretmek
panzehirdir; kahrı lûtfa döndürür. Akıllı, olgun, o kişiye derler ki gizli-açık, cefâya şükreder; öylesine bir
kişidir o ki Tanrı, seçmiştir onu, maksadı öç almak bile olsa şükürle maksadına ulaşmayı hızlaştırır; çünkü
ap açık şikâyetlenmek, içteki şikâyeti azaltmaktır. Esenlik ona, Peygamber, «Ben çok güle-güle öldüren
kişiyim»   dedi.   Yâni,   cefâ   eden   gülüşüm,   onu  öldürüştür  sanki.   Gülüşten  maksat,  şikâyet   yerine
şükretmektir. Hikâye edilmiştir ya, bir Yahûdi vardı; Tanrı Elçisi'nin ashâbından birinin evinin üst katında
otururdu. Yahûdinin lâğmından pislikler, çocukların sidikleri, çamaşır suları, o zâtın evine akardı. Böyle
olduğu halde o, teşekkürler ederdi. Yahûdiye, ayâline de Yahûdiye teşekkürler etmesini, işi belli
etmemesini buyururdu. Böylece sekiz yıl geçti. Derken ashâptan olan o zat öldü. Yahudi, ev halkına
başsağlığı vermek için sahâbeden bulunan zâtın katına indi. Evdeki pislikleri, pisliklerin aktığı delikleri
görünce bunca zamandır olup-biteni anladı, pek nâdim oldu. Ölen zâtın karısına, ne diye bana haber
vermediniz, ne diye boyuna bana teşekkür edip durdunuz dedi. Ev halkı, o buyururdu teşekkür etmemizi teşekkürden vazgeçmememiz için bizi korkuturdu dediler. Yahûdi imana geldi, Müslüman oldu.
Çalgı, insanı nasıl şaraba düşürürse;
insan çalgıyla nasıl içtikçe içerse 
İyileri anış da iyiliğini arttırır insanın.
Bu yüzdendir ki Tanrı, peygamberlerini, iyi kullarını Kur'ân'da anar, yaptıklarına şükürde bulunur;
gücü yettiği halde suçluyu bağışlıyanı över. 
Şükretmek, nimet memesini emmektir. Meme dolu olsa bile emmezsen süt gelmez.
(Birisi,) şükretmemenin sebebi nedir, şükretmeye engel olan ne diye sordu.
Şeyh buyurdu ki:
Şükre engel olan, ham umut beslemedir. Elde ettiğinden daha çoğunu ummuştu; o ham umut, çok
isteğe bağlamıştı onu. Gönlüne koyduğundan daha azını elde etmesi, şükre engel oldu. Onun, kendinde ki
ayıptan, kendindeki kusurdan da haberi yoktu, ayıptan, kusurdan uzak gördüğü kişideki ayıptan, kusurdan
da haberi yoktu. Hâsılı ham umut gütmek, ham meyve yemeye, pişmemiş ekmek yemeye, çiy et yemeye
benzer; elbette bir hastalık belirtir, insanı şükretmekten alıkor. İnsanın, Zaran veren bir şey yediğini
anlayınca kusması gerek. Ulu Tanrı, onu kusturmak, o bozuk sanıdan kurtarmak için hikmetinden, onu
şükretmemeye uğratmıştır ki o tek sayrılık, yüz sayrılık olmasın(*). «Dönsünler, vazgeçsinler diye onları
iyiliklere, kötülüklere uğrattık."Yâni, onları, ummadıkları yerlerden rızklandırdık; bu rızklar, gizli âlemden
gelir; gözleri, Tanrının ortakları gibi görünen sebepleri görür, o sebeplerle örtülür. Hani Abû-Yezîd gibi. O
da yârabbi demişti, sana şirk koşmadım ben. Ulu tanrı, a Abû-Yezîd dedi, süt içtiğin gece yok mu? Hani
bir gece süt içmiştin de süt bana dokundu demiştin; oysa ki zarar veren de benim, fayda veren de. Sebebi
göreni müşrik saydı Tanrı da sütü içtikten sonra zarar veren benim; fakat sütü bir suç, verdiği zararı da
hocanın azarı haline kodum. Hoca talebesine meyve yeme der. Talebe yer; hoca talebeyi falakaya yıkar.
Şimdi, meyve yedim de tabanlarıma zarar verdi dersen bu söz doğru olmaz. Kim dilini, Tanrıya şirk
koşmadan korursa Tanrı da onun canını şirkten korur; işte bu da, buna dayanır. Az, Tanrının katında
çoktur. Hamdle şükür arasında ki fark şudur. Bir nimete şükredersin de meselâ, filânın güzelliğine,
yiğitliğine şükrettin diyemezsin; hamd, şükre göre daha geneldir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

20.Bölüm

Son Söz

11.Bölüm